Nasıl Yaşarsanız Öyle Gömülürsünüz…

6 08 2007

Nasıl yaşarsanız öyle gömülürsünüz

Tuba Özden

 

Aksiyon Dergisi

 

03/04/2006



     Takım logosu, enstrüman, fotoğraf gibi simgelerin bulunduğu mezar taşları günümüz insanının hayata bakışını yansıtıyor.

     Gündelik hayata dair izleri en belirgin şekilde kıyafetlerde görmek mümkün. Hayatın nasıl algılandığı hakkında bilgi edinmek için yaşayanların kıyafetleri bir yana mezar taşları da önemli bir gösterge. Modern dönemde sosyal hayatın dışına atılsa da mezar taşları değişen yaşam tarzlarından payını alıyor. Geçmişte bir sanat eseri gibi işlenen, üzerinde edebi yazıların bulunduğu taşları günümüzde takım logoları, mesleğe dair işaretler, ilginç mısralar ve aklınıza gelebilecek her türlü imaj süsleyebiliyor. Bu başıboş çeşitlilikle birlikte mezarlıklarda din, kültür hatta dile dair veriler gün geçtikçe belirsizleşiyor.

“Eskiden hayat ve memat bir aradaydı.” diyor Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Haluk Dursun. “Evin camını açtığınızda mezarlık çıkardı karşınıza ya da yol üstünde cami ve türbelere ait hazirelerin önünden geçerdiniz bir şekilde. Adım başı karşınıza çıkan mezarlar içten içe ölümden kaçamayacağınıza da işaret ederdi.” Dursun’a göre, mezarlıkların bu kadar göz önünde bulunması beraberinde güzel görünmesi anlayışını da getirdi o dönemde. Çünkü Osmanlı’da ‘üç selim’ formülü vardı: Kalb-i selim, akl-ı selim ve zevk-i selim. Dursun, “Güzel zevk sahibi olmak hayatın her noktasında olduğu gibi öldükten sonra da mezar taşında ifade bulur. Bunda ise bir takım felsefi düşünceler ve semboller etkili olurdu.” diyor.

‘Elif’in simgesi servi ağacının, mezar başına dikilmesi bunlardan biridir. Mezar taşları da tıpkı ağaçlar gibi tevhide işaret eden ‘elif’ şeklindedir. Taşta mutlaka Allah’ın bâki olduğuna değinilir, ardından fâni olan kişi hakkında bilgiler verilir. Mesleğe dair malumat vardır taşta lâkin önemli olan kişinin meşrebinin ne olduğudur. Önce şiir sanatı girer devreye, ardından hat sanatçısı mezar taşına yazılacak sözcüklere güzel bir vücut giydirir. Son olarak hakkâk hünerini ortaya koyar ve bütün incelikleriyle şiiri nakşeder. Ölen kadın ise duvak çizilir, erkek ise mesleğine işaret eden bir serpuş yapılır. Taşlarda muhakkak her faninin ölmeye mahkûm olduğu ifade edilir ve ölülerin hayırla yâd edilmesi gerekliliği zikredilir. Böylece gündelik hayat içerisinde ölüm ile bir şekilde diyalog kurulurdu.

‘RUHUNA EL-FATİHA’YA VEDA…

Haluk Dursun, “Eskiden bir mezar taşını görmek, arşiv belgesi gibi, kişi hakkında kanaat sahibi olmaya imkân sağlardı.” diyor. Günümüzde de bu yaklaşımın farklı yansımaları mevcut. Yine meslekler, ilgi alanları ya da makama dair işaretler var. Eğer fanatik bir taraftar ise tuttuğu takımın logosu, müzisyen ise çaldığı enstrümanın resmi, sinema oyuncusu ya da yönetmen ise film şeridi, mesleğe dair armalar yeni mezar taşlarının en rağbet gören şekilleri. ‘Hüve’l-Bâki’, ‘Ruhuna el-Fatiha’ gibi alışık olduğumuz ifadelerin yazıldığı taşlar azalmakla beraber daha çok Batı ülkelerinde görmeye alıştığımız ölen kişinin fotoğrafının taşa aktarılması son yıllarda moda. Özellikle yeni mezarlıkları dolaştığınızda hayrete düşürecek kadar farklı örnekler çıkıyor karşınıza. Bazıları bir anıt gibi yükseliyor, bazıları ise ‘Harry Potter’ filmlerindeki garip yapıları hatırlatıyor. Lale, şapka, kalp, kitap şeklinde olan taşlar da var, Roma eserlerinin minyatürü diyebileceğimiz mezarlar da.

Bir de büyük mezarlar var ki ziyaretçileri için oturma yeri dahi düşünülmüş. Günümüzün teknolojisi güvenlik kamerası ya da özel güvenlikler bazı mezarlarda yerini almış. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim görevlisi Aziz Doğanay her dönemin sosyal, ekonomik, kültürel yapısının mezarlara farklı yansıdığını kabul ediyor; geçmişteki mezarlıkları asil, günümüzdekileri ise ‘yoz’ olarak değerlendiriyor. Aslında dönem insanının kendini ifade etme sorunu mezarlıklara da yansıyor. Belli ki gidenler bir cümleyle de olsa mezar taşı vasıtasıyla dünyadaki varlığını sürdürmek istiyor. Fakat içinde iyi örnekler olsa da bir bütün olarak bakıldığında karşımıza iyi bir paragraf değil kafa karışıklığından ibaret bir manzara çıkıyor.

“Mezarlıklar ardında bir dünya görüşünü barındırır. Geçmişte kişiye dair birçok ipucu veren taşların yerini bugün ne yazık ki vasıfsız taşlar aldı.” diyor Hüseyin Kutlu. Şimdiki mezarlara bakarak ancak merhumun zengin ya da fakir olduğuna dair fikir yürütülebileceğine işaret ediyor. Hâlbuki üzerindeki yazıyı okumadan, sırf mezar taşına bakarak geçmişte kişi hakkında malumat sahibi olmak mümkündü. Özellikle 18. yüzyıldan sonra çeşitlenen taşlarlarda neredeyse her sınıfın bir alâmetifarikası vardı. İlmiye, esnaf teşkilatı ya da askeriyenin taşları kendine hastı. Kişinin vasfına göre taç üzerindeki sarıkların şekli hatta dolanma sayısı bile değişebiliyordu. Bu etkileşim, yaşam ile ölüm arasındaki çizgiyi de belirsizleştiriyordu.

MEZARLARA NE OLDU?

Peki, insanla adeta konuşan, incelikle işlenen mezar taşlarının yerini ne oldu da mermer yığınları aldı? Aziz Doğanay’a göre bu, ekonomik ve sosyolojik bir vakıanın sonucu. “Cumhuriyet döneminde eski harflerin, kıyafetlerin değişmesi ister istemez mezarların şekillerine de yansıyor. Kıyafet kanunu ile serpuşlar ortadan kalkıyor, taşların üzerindeki Osmanlıca metinlerin yerini Latin harfleri alıyor.” Mezar taşlarındaki değişim tarihle paralel ilerliyor, sosyolojik, ekonomik çözülmeler mezarlıklara da yansıyor. “Bugün basit bir mezar taşı yaptırmak bile masraflı; mermer de işçilik de pahalı.” diyor Doğanay. Sonuçta işçilikten ziyade malzemenin ön plana çıktığına dikkat çekiyor.

Mezarlıkları biçimlendiren en önemli etkenlerden biri de ölüme karşı alınan tavır. Anadolu Türklerinin ‘ölüm tasavvuru’ sadece İslamiyeti değil, daha önceden gelen ve İslamiyet’in törpüleyerek içine aldığı geniş bir nazariyeyi içinde barındırıyordu. Bu yaklaşım, mezarların konumlanması ve şekillenmesinde de tezahür ediyordu. Hüseyin Kutlu, yaşanan sosyal çözülme ile ölümün yaşamdan tecrit edildiğine dikkat çekiyor. “İnsan ebedi istikrar düşüncesinden uzaklaştırıldı. Eskiden ölülerle birlikte yaşanırdı; hazirelerde, evlerin bahçesinde mezarlar vardı. Düşünsenize bahçesinden geçen kişi her gün dedesinin, ninesinin mezarını görürdü. Eski mezar taşları vefat eden kişiye vefanın bir göstergesiydi. Emek verilen, masraf edilen ‘şahide’ denilirdi mezar taşına. Mezarın özenle yapılması ölüye vefa borcu olarak görülürdü.”

Sosyal hayatın merkezindeki mezarlar, belli ki mekânlarla birlikte zihinlerden de uzaklaştırılmış. Hâlâ çocuk doğduğunda göbeğini türbe civarına gömen, bayram, sünnet ya da düğünden sonra mezarlara ziyaret yapanlar var. ‘İki dünya arasındaki kapı’ olarak da anılan mezar taşları kimileri için önemini koruyor. Birçoğu için ise ahirete açılan kapıdan ziyade bir heykel gibi dünyadaki varlığı ebedileştiriyor.

DÜNYA İLE AHİRETİ BULUŞTURACAĞIZ

Mezarlıklar Müdürlüğü’nün mezar taşlarının biçimi konusunda herhangi bir standardı yok. Belediye Meclisi’nin belirlediği 50 cm’yi geçmeme kuralı ise uygulanmıyor. Mezarlıklar Müdürü Adem Avcı, ahlâka, geleneklere, mezarlık kültürüne aykırı olmama şartıyla mezar sahiplerinin şekilde belirleyici olduğunu dile getiriyor. Fakat hazırladıkları bir proje ile mezarlık kültürünün değişmesini hedefliyor. Proje kapsamında çift katlı mezarların toprak seviyesine 40 cm kala beton kapaklar kapatılarak, üzeri çiçeklendirilecek. Mezar sahibinin künyesinin yazıldığı, zemin seviyesinde mezarlıklar yapılacak. Yeşilin hâkim olduğu bu mezarlıklarda insanların park gibi vakit geçirebileceğine değinen Avcı, amaçlarının mezarlıklar vasıtasıyla dünya ile ahireti yine bir araya getirmek olduğunu söylüyor.


İşlemler

Bilgi

Yorum yapın