|
Mezar taşı üzerinden kültür savaşı Trakya’da başlatılan kültür savaşı sır taşlar üzerinden yapılıyor. Taşlara değişik anlamlar yükleyenlerle arasındaki tartışma sürüp gidiyor.
Haşim Söylemez AKSİYON 29/05/2006 |
|
Türkiye’nin bulunduğu coğrafya geçmişten günümüze hep kilit bir role sahipti. Aradan geçen binlerce yıl bu gerçeği hiç değiştirmedi. Aksine önemini bir kat daha artırdı. Hem de sahip olduğu eşsiz kültürle. Son zamanlarda Anadolu üzerinde sessiz bir kültürel savaş yaşanıyor. Özellikle Trakya’da. Bu mücadele “menhir” denen (dik olarak yerleştirilen ince uzun kaya blokları veya başka bir deyişle dikilitaşlar) ancak gerçekte mezar taşlarından başka bir şey olmayan sır taşlar üzerinden yapılıyor. Bazı Batılı araştırmacılar ve kimi yerli arkeologlar bu taşların Batı’daki karşılığıyla menhir adı verilen, daha çok astronomik gözlemler ve ayinler yapmak için açık hava tapınaklarında kullanılmış dikilitaşlar olduğunu, dolayısıyla bu bölgede Türk-İslam kültürünün izleri olmadığı tezini öne sürüyor. Trakya Üniversitesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Engin Beksaç söz konusu taşların Trakya’ya ilk gelen Osmanlı akıncıları zamanından başlayarak uzun bir zaman diliminde kullanılmış Müslüman mezarlarının bir parçası; hatta yöreye hâkim olan Bektaşi veya benzeri mezheplere bağlı Osmanlı tebasının mezar geleneğinin bir sonucu olduğunu savunuyor. Beksaç, ekibiyle birlikte yaptığı arkeo-astronomik prensiplere ağırlık veren saha araştırmalarıyla tezini destekleyen verilere ulaşmış. Ayrıca, devam eden bir projenin parçası olan araştırmalarını sonuçlandırıp resmi bir rapor halinde Turizm ve Kültür bakanlıklarına da sunmuş.
Geç Ortaçağ sürecinde Osmanlılar tarafından fethedilen hemen her bölgede görülen, bu süreçte Bizanslıların elinde bulunmadığı bilinen ve bütün Trakya’yı kapsayan alanda bulunan bu dikilitaşlar son yıllarda Kültür ve Turizm Bakanlığı onaylamadığı için resmiyeti bulunmayan izinsiz birçok araştırmaya konu ediliyor. Başta İngiltere olmak üzere bazı yabancı kuruluşlar tarafından finanse edilen kişilerin Trakya’da yaptıkları izinsiz çalışmalar, çeşitli dergilerde ve internet sitelerinde yayınlanıyor.
Bu konuda resmi çalışma yapma onayını elinde bulunduran Beksaç’ın dışındakilerin ana teması bu taşların Trakya’ya 14. yüzyıldan sonra damgasını vuran Türk kimliğiyle ilgili olmadığı konusunda birleşiyor. Bu görüşe göre, Trakya’ya ilk ayak basan Türk akıncıları dikilitaşları burada bulmuşlar ve kendileri de o alanları mezarlık sanarak kullanmışlar.
Avrupa’da bu tezi savunanların başında arkeolog Dr. John Chapman geliyor. Türkiye’de de Prof. Dr. Mehmet Özdoğan menhir fikrini savunan önemli isimlerden biri. Atlas Dergisi’nin Mayıs 2006 tarihli 158. sayısında Özdoğan tarafından kaleme alınan “Kapaklıkayalar Trakya’nın Sır Taşları” başlıklı yazıda, sözü edilen mezar taşları ile ilgili olarak şöyle deniyor: “Bu tür dikilitaşlar Batı ve Kuzey Avrupa megalitik anıtlarının ayrılmaz bir parçasıdır ve diziliş şekillerine göre menhir, kromlek gibi farklı terimlerle tanımlanır. Kapaklıkayalar ile dikilitaşların aynı yerde bulunması ister istemez menhir geleneğini çağrıştırır. Ancak bunlar bölgeye gelen ilk Türk akıncılara ait ‘şehit mezarları’ olarak bilindiğinden çoğu kez modern köy mezarlıkları ile bütünleşmiş durumdadır.”
BEKTAŞİ MEZARLARI
Prof. Dr. Beksaç’ın ısrarla vurguladığı husus ise bunların esasında Avrupa’da bulunan ayin taşları gibi bir düzenlemeye sahip olmadığı ve basit bir pusulayla bile Türk mezarlıkları olduğunun kanıtlanabileceği yönünde. Beksaç bu noktada Edirne çevresinde ve Trakya’nın birçok bölgesinde bulunan bu tip dikilitaşın içinde neden sadece ıssız bölgelerde bulunan örneklere bu tezlerde yer verilirken, İslam kimliği inkâr götürmeyen mezarlık alanlarında bulunan benzer taşların varlığının değerlendirmeye alınmadığını soruyor. Beksaç, Trakya bütününde ayinsel işlev taşıyan alanların dikilitaşlarda değil başka anıt tiplerinde aranması gerektiği fikrini savunuyor: “Maalesef bazı bilim adamları megalit ve dikilitaş kullanımı konusunda kulaktan dolma bilgilerle hareket ediyor. Bu tavır yanlış sonuçlar doğuracak ve doğuruyor.”
Dikilitaşların Avrupa’daki en meşhuru İngiltere’deki Stonehenge ve Avebury. Menhir olarak bilinen bu taşlar, tören ve ayin alanlarını belirlemek ve ayinlerin mevsimsel çevrimini işler kılmak için dikilmiş. Bazı noktalarda içinde bu ayinler esnasında kurban edilmiş insanların kalıntıları bulunmuş olsa da bir mezarlık olgusu burada ön plana çıkmıyor. Trakya’daki taşların bu tip tören alanlarıyla hiçbir ilgisi olmadığı anlaşılıyor. Trakya’daki en önemli dikilitaş alanı Edirne’de, Lalapaşa ilçesine bağlı Çömlekakpınar köyü yakınlarındaki Kırıkköy adıyla bilinen yer. Bölgede arkeo-astronomik çalışmalar ve yön tespitleri yapıldığında dikilitaşların kuzeydoğu-güneybatı yönünde (ölünün yüzü kıbleye gelecek şekilde) dizildiği ve bunun İslam mezarlık geleneğiyle aynı olduğu anlaşılıyor.
Trakya taşlarının menhir olduğu tezini savunan araştırmacıların ileri sürdüğü argümanlardan biri bu taşların üzerinde ölüyü anlatan ya da ölünün ruhuna dua okunmasını isteyen yazıların olmaması. Oysa bu varsayım uzmanlara göre baştan sona hatalarla dolu. Çünkü İslam inancında baş ve ayakucu taşlarının yazısız olması ve mevtanın kimliğinin saklanması çok daha kutsal kabul edilen bir husustur. İslam inanışında gerçek anlamda zahit olan kişilerin mezarlarına yazı yazılmaması önemli bir ilkedir. Prof. Dr. Beksaç, “Edirne çevresindeki bazı dikilitaşlar üzerinde çok zor da olsa Arap harfleriyle yazılmış örnekler bulmak mümkün. Ama bu taşlar uzak kırlarda değil erken süreçlerde Osmanlılar adına Trakya’nın fethinde önemli görevler üstlenmiş Akıncı ve Sipahi Beyleri’nin yaptırdığı cami ve mescitlerin hazirelerinde duruyor. Elimizde bunların örnekleri var.” diyor.
BU TARTIŞMA NİYE?
Kuzeybatı Anadolu’dan gelen ve ağırlıklı olarak Danişment iliyle bağlantılı Türkmen gruplarının Trakya’ya yerleşmesi 1358- 1368 tarihleri arasında yaygınlık kazanıyor. İslam mezar taşlarının üzerine yazı yazılmaya başlanması Edirne ve Trakya çevresinde 1420’ler ve sonrasında görülmeye başlanıyor. Bu durum, Osmanlıların Trakya ve Balkanların önemli bir bölümüne hâkim olması ve yerleşim süreciyle ilişkili olduğu gibi, şehir hayatının gelişmesinin de bir sonucu. Kırsal kesimde, tüm göçer Türkmen gruplarında görülen bir tavır olarak yazısız mezar taşı dikme eğilimi sürüyor. Dolayısıyla bu dikilitaşların üzerinde yazı olmaması kadar doğal bir durum yok.
Bu şekildeki mezar taşları geleneği daha çok Asya kültüründen geliyor ve Anadolu’nun birçok mezarlığında aynı örnekleri görmek mümkün. Kaldı ki, bu mezar taşları, Trakya’ya gelen Osmanlı’nın öncü olarak tabir edilen topluluklarına, akıncılarına, erenlerine, Ahilerine, Bektaşilerine ve hatta Bedrettincileri’ne ait. Prof. Beksaç, dikilitaşların Türk-İslam kültürünü temsil ettiği görüşünde: “Fethi tamamlanmamış bir bölgedeki akıncılar için yazılı mezar taşı bırakmak pek uygun olmasa gerek. Taşların yönleri de burada çok etkili bir faktör. Herkesin kafasını taşların büyüklüğü karıştırıyor. Ancak bu çok yadsınacak bir durum değil. Asya ve Anadolu’da benzer örnekleri çok fazla. Avrupa tipi dikilitaşlar bunlardan çok farklıdır. Asya’da dikilitaş geleneği çok güçlüdür. Avrupa mı, Asya mı uzman bir göz bunu hemen anlar. Bu tür mezar taşlarının kaynağı Asya’dır. Aslına bakarsanız, Kırıkköy’de bir çalışma esnasında defineci çukurlarından birinde insan kalıntılarını yani ufalanmakta olan kafatası ve kemik parçalarını görmüştüm. Kırıkköy’deki mezar taşlarının yönleri, dikiliş biçimleri ve bu insan kalıntıları buranın bir erken ayin merkezi olması tezlerini çürütmeye yetiyor. Bölgede yaşayan halk da bu taşların bulunduğu alanı, diğer pek çok örneği gibi, mezarlık olarak biliyor.”
Peki, son yıllarda bu taşlar niye bu kadar kıymete bindi? Aslında bu sorunun cevabı yeni bir bilgi elde etmenin refleksi olarak açıklansaydı anlaşılabilirdi. Ama durumun öyle olmadığı Yunanistan Dışişleri Bakanı’nın “Pontus soykırımı yapıldı” vurgusuyla kısmi bir paralellik kazanıyor. Çünkü bu bölgede böyle bir kırımın yaşandığı hatta bir kültürün yok edildiği görüşü savunuluyor. Durum böyle olunca sıradan taşlar gibi görünen bu anıtlar konuya biraz daha hassasiyetle bakılmasına sebep oluyor.
Bu çalışmanın arkasında kimler var sorusunu Beksaç şöyle açıklıyor: “Taşların ısrarla menhir olarak kabul ettirilmeye çalışılması hayli ilginç. Trakya’da tüm gerçekliğine rağmen erken Osmanlı dönemine ait kimlikleri, dolayısıyla Türk kimliğini uzun vadede olsa yok etme çabası ve belki de başka taleplerde bulunma çabası var. Burada, Türk tarihine ve Türk kimliğine çok farklı bir görüntü vermek isteniyor.”
Yorumlar