Ağa: Çeşitli Türk Lehçelerinde Aka, Akay, Ağa şeklinde kullanılan bu kelime büyük baba, büyük kardeş, aile büyüğü, efendi anlamına gelmektedir.Osmanlı Devletinde memur ve ulema sınıfı için efendi, beylerbeyi ve daha yüksek memuriyetler için paşa tabiri kullanıldığı gibi ordu, saray memur ve mensupları için “Ağa” tabiri kullanılırdı. Keza halkın ileri gelenlerine, esnaf kethüda ve yiğitbaşlarına, taşra âyân ve eşrafına da ağa denilirdi.
Âkil:Akıllı.
Âla külli şey’ in kadîr:Her şeye gücü yeten.
Asfiyâ: Samîmî, sâf, içi temiz, tuttuğu yol doğru olan kimseler. Samîmî dostlar, azizler.
Attâş: Fazla susamış.
Âzim-i dâr-ı bekâ: Âhirete gitmek, ölmek.
Bâd-ı Ecel: Ecel rüzgârı, ölüm.
Bâni: Bina eden,yapan,kuran,kurucu.
Bay: Zengin
Bekâ: Devam,sebat, evvelki hal üzere kalma,bâkilik.
Bes: Yeter, yetişir, tamam,kâfî.
Beşe: Yeniçerilere verilen ünvan.
Bezl: Bol bol verme,saçma.
Bî- vefâ:Vefâsız, hayırsız, dönek.
Câbi: Vergi toplayan kimse.
Câm:Kadeh.
Cemî` :Cümle, hep, bütün.
Cinân: Cennetler.
Cûd: Cömertlik, elaçıklığı.
Cürm: Suç.
Çerâg: Fitil, mum
Çeşm: Göz
Çeşme-sâr: Çeşmeleri çok olan yer.
Dâd: Feryad, figân.
Dâğ-dâr: Kızgın demirle nişanlanmış, dağlı, yaralı. Mec:Pek müteessir, çok üzgün.
Dâr-ı Mihnet: Zahmet,eziyet,gam,keder,sıkıntı,dert,
belâ,musibet yeri,dünya.
Dehr: Dünyâ, zaman, devir.
Der-dest: Tutma, elde etme, yapılmakta olan.
Der-kenâr: Kenara yazılmış olan yazı, çıkma yazı.
Ders-i âm: Talebeye,medreseliye ve herkese ders vermeye yetkili bulunan kimse.
Dilâver: Yiğit, yürekli.
Düşvâr: Güç, zor.
Ebniye: Binâlar, yapılar.
Ehl-i ata: Bağış yapan.
Emrâz: Hastalıklar.
Encâm-ı kâr: İşin sonu.
Esbak: Geçmişten önceki, daha eski, çok daha evvel olan.
Esvâbî-i Hazret-i Şehryârî: Padişahın elbiseleriyle meşgul olan kimse.
Eşrâf: Şeref ve îtibar sahibi kimseler, ileri gelenler.
Etkıyâ`: Allah korkusuyla günah işlemekten çekinenler.
Evkâf-ı Hümâyûn: Pâdişahların ve onlara mensup olanların vakıfları.
Fenâ: Yok olma,yokluk,geçip gitme.Tasavvufta maddi varlıktan sıyrılıp Hakk’a ulaşma.
Feyzâ- feyz: Feyz ile dolu olan.
Firâk: Ayrılık.
Gedâ: Fakir.
Gılmân: Tüyü, bıyığı çıkmamış delikanlılar,gençler.
Girân: Ağır,bıktırıcı,usandırıcı,fena.
Gafûr: Mağfiret eden,suç bağışlayan, merhamet eden.
Gül-i zibâ: Güzel, yakışıklı gül.
Gülzâr: Gül bahçesi.
Gûş eylemek: Dinlemek.
Hâce: Hoca,efendi, ağa, çelebi, muallim, profesör.
Hâk ile Yeksân: Toprakla bir, yıkık.
Hakkâ: Hakikaten.
Halîm: Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu.
Hamlini vaz`eylemek: Doğum yapmak.
Harâbezâr: Viranelik.
Hayfâ: Heyhat, vah.
Hazan: Sonbahar, güz.
Hulk: Huy, tabiat.
Hûr: Cennet kızları, hûriler.
İbâd: Kullar
İbtidâr: Bir işe sür’ atle, çabuklukla başlama.
İhvân: Sadık, samimi, candan dostlar, bir tarikat arkadaşları.
İsmet: Masumluk, günahsızlık, temizlik.
İş`âr: Yazı ile bildirme, haber verme.
İ`tâ’ : Verme , verilme, ödeme.
Kadd: Boy
Kâffe: Hep, bütün, cümle.
Kapudân-ı Esbâk: Önceden Kaptan-ı Deryalık görevinde bulunmuş kimse.
Kasâvet: Gam, keder, tasa.
Kavvas: Okçu asker, banka, konsoloshâne, sefarethâne gibi yerlerde kapıcılık, bekçilik yapan kimse,kavas.
Kerîme: Kız evlat.
Lâne: Yuva
Lâ-yemût: Ölümsüz, Allah.
Leffen: Dürülmüş, sarılmış olarak; zarf veya mektup içine koyarak.
Leh: Onun için, ona.
Lehâ: “leh” in müennesi.
Mağfûr: Günahlarının affedilmesi için arkasından Allah’a yalvarılan ve dua edilen ölmüş kimse.
Mahallât: Mahalleler.
Mahdûm: Oğul, erkek evlat.
Ma`mûre: Mamur olan yer, insan bulunan bayındır yer, kasaba, şehir.
Me`cûr: Ecr ve sevabı verilmiş olan.
Memdûh: Medholunmuş, övülmüş, övülecek.
Merhûm: Allah’ın rahmetine kavuşan kimse.
Merkad: Mezar, kabir.
Mevâlî: Mevleviyyet pâyesine ulaşmış olan sarıklı âlimler.
Mîr-i mîran: Beylerbeyi.
Mîr-livâ: Tuğgeneral.
Molla (Monla): Büyük kadı,büyük alim. Sonraları medrese talebelerine de molla denmiştir.
Mu`cem: “ebced” hesabında noktalı harfleri hesabedilerek düşürülen tarih.
Mukaddem: Takdim edilen, sunulan. Ask:Redif askerinin ayrıldığı iki kısımdan birincisi.
Muktedâ: Uyulan, örnek tutulan, kendisine uyulan.
Mutasarrıf: Bir sancağın en büyük idâre âmiri
Mübeccel: Yüceltilmiş, saygı gösterilmiş, yüce,ulu.
Müderris: Medrese dersi okutan, profesör.
Münkalib olmuş: Dönüşmüş.
Mürg-i dil: Gönül kuşu.
Müsâdif: Tesadüf eden, rastlayan, gelen.
Müstahkem: Sağlamlaştırılmış, sağlam.
Müşîriyyet: Mareşallik, mareşalin makamı.
Mütekâid: Emekliye ayrılmış, emekli.
Müteveffâ: Vefât etmiş olan, ölen, ölmüş,ölü.
Müzeyyen: Zînetlendirilmiş, süslenmiş, süslü.
Nâgehân: Ansızın, birdenbire.
Nâib: Vekil, kadı vekili,şeriat hükümlerine göre hüküm veren hakim.
Nâşî: zf. ötürü, dolayı, sebebiyle.
Nâzenîn: Çok nazlı yetiştirilmiş.
Nevbahâr: İlkbahar.
Nevcivân: Taze, genç delikanlı.
Nevresîde: Yeni yetişmiş, yeni olgunlaşmaya başlamış, genç, taze.
Nevreste: Yeni olgunlaşmaya başlamış, genç,taze.
Nukûd- ı mevkûfe: huk.vakfolunan paralar.
Pâye: Rütbe, derece.
Peymâne: Büyük kadeh.
Pişvâ: Reis, başkan.
Pür-yâre: Yaralı
Ravza-i cennet: Cennet bahçesi.
Remâd: Kül
Rıhlet: Göç, göçme, ölme.
Rüzgâr: Zaman, devir, dünya, yel.
Sahh: “Doğrudur, yanlışsızdır” mânâsına resmî yazılara konan bir işâret.
Sâl-i hicri: Hicri yıl
Seng-i Kabr: Mezar taşı
Ser- kâtib: Baş kâtib.
Seyyid: Hazret-i Peygamber’ in soyundan gelen.
Sipihr-i bî-vefâ: Vefasız talih.
Şâdmân: Sevinçli
Şâh-ı Kevneyn: “İki dünyanın Şâhı”, Hz.Muhammed.
Şeref- sünûh: Şerefle hatırlanan.(“olan” yardımcı fiili ile kullanılır.)
Şeremet: Yaramaz,edepsizce cerbezeli.
Târumâr: Karmakarışık, dağınık, perişan.
Tıfl: Küçük çocuk
Tûl-i ömr: Uzun ömür
Tûtî: Evlenmemiş kız.
Vâlide: Anne
Vâlideyn: Ana-baba
Vâridât: Gelir (aylık, yıllık..), hatıra gelen, içe doğan şeyler.
Vuslat: Kavuşma
Vuzû’: Abdest alma, abdest.
Yarlığamak:Dost muamelesi yapmak.
Zâir: Ziyaretçi
Zevce: Eş, hanım
Zillet: Hakirlik, horluk, aşağılık,alçaklık.
Züvvar: Ziyaretçiler.
Yorumlar